<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BİLGİSEYİR &#187; meb bursu ile yüksek lisans</title>
	<atom:link href="http://www.bilgiseyir.com/tag/meb-bursu-ile-yuksek-lisans/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bilgiseyir.com</link>
	<description>Bilgi Paylaştıkça ve Destek Verildikçe Çoğalır...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Jan 2012 18:36:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>MEB Bursu ile ABD’ye İlk Adım</title>
		<link>http://www.bilgiseyir.com/2009/07/05/meb-bursu-ile-abd%e2%80%99ye-ilk-adim/</link>
		<comments>http://www.bilgiseyir.com/2009/07/05/meb-bursu-ile-abd%e2%80%99ye-ilk-adim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 06:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emelgencer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt Dışında Yüksek Lisans]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika'da yüksek lisans]]></category>
		<category><![CDATA[MEB bursu]]></category>
		<category><![CDATA[meb bursu ile yüksek lisans]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitiim bursu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiseyir.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[Iste o beklenen buyuk gun, yolculuk vakti geldi catti. Annecimin benim icin yaptigi son yemek nefis bir karniyarikti ama malesef sadece bir lokma yiyebilmistim; Amerikada o son tabagin hep gozumde kalacagini bildigim halde yiyemedim iste. Isten istifami vererek ayrilip eve geldigim gunden beri yani yaklasik bir aydir hic yemek yiyemez olmustum. Kahvaltilarda bir bardak cay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Iste o beklenen buyuk gun, yolculuk vakti geldi catti. Annecimin benim icin yaptigi son yemek nefis bir karniyarikti ama malesef sadece bir lokma yiyebilmistim; Amerikada o son tabagin hep gozumde kalacagini bildigim halde yiyemedim iste. Isten istifami vererek ayrilip eve geldigim gunden beri yani yaklasik bir aydir hic yemek yiyemez olmustum. Kahvaltilarda bir bardak cay aliyor onu icerken, annemler yemedigimi anlayip israr etmesinler diye bir lokma ekmegi elimde oynayarak vakit geciriyordum. Aksam yemeginde de bir kasik corba yada salatayla oyuna devam. Oglen yemeklerinde zaten herkes kendi basina takildigi icin onu atlatmak kolay oluyordu. Beni ugurlamak isteyen dostlarim ve komsularimiz da dahil olmak uzere hersey hazirdi. Iki araba hava alanina gittik, bir araba da direk hava alanina bizden daha once gelmisti zaten. Aksam ucagiyla Istanbul’a gidecek aksam amcamlarda kalacak ve sabahta Istanbuldan Fransa aktarmali olarak Amerika’ya ucacatim.<span id="more-667"></span> Ucaga bininceye kadar hersey saka gibiydi. Ucak havalanip ailemi ardimda biraktigim o sehir, kucuk bir maket goruntusunu alana kadar hic bisey hissetmedim. Sehir yavas yavas bulutlarin ardina saklanip kaybolurken icimi tarifsiz bir huzun kapladi. O an hicbir sey dusunemiyordum. Gozumden sadece iki damla yas geldi, aglayabilsem belki rahatlacaktim  ama aglayamadim. Bir saat sonra Istanbul’a indim. Eve geldigimde amcam babama coktan haber ucurmutu bile. Ben ucaga bindikten sonra canim dostum Selma aramis yetisemedigine cok uzulmus; babamlarda amcamin numarasini vermisler. Selma beni aradi. Oyle bir dostluktu ki gidiyorum diye hungur hungur agliyordu. Bu telefon gorusmesi beni hem gururlandirmis mutlu etmisti, hem de huzunlendirmisti. O gece sabaha karsi bir saat kadar ancak uyuyabildim.  Hava alanina geldigimde diger arkadaslarla bir bir tanistik. Hepimizde heycanli bir o kadarda saskindik. Hepimiz birbirimize yabanci ama hepimiz birbirimize emanettik. Aslinda daha once birbirimizi hic gormemistik ama yolculuk hazirligi sirasinda msn de o kadar cok muhabbet etmistik ki; “aa o sensin demek, memnun oldum” tarzinda cumleler havada ucusuyordu. Fransaya kadar ucacagimiz ucak kucuk ucaklardandi ve icinde biz murettebat ve bir kac turistten (biz neysek J ) baska kimse yoktu. Bu arada su kucuk tatli ayrintiyi anlatmadan gecemeyecegim; Disariyi seyredebilmek icin iki hafta cam kenari alacam diye dilinden dusurmeyip yerini cam kenarindan ayarladiginda bize bileti sallayarak cocuklar gibi sevinen bir arkadasimizin ucaga binince yerini ayarlarken ucagin kanat faktorunu hesaba katmayi unuttugunu farkedince ki yuz ifadesi gorulmeye degerdi J Ucakta fazla kimse olmadigi icin ucagin icinde oradan oraya gezinip muhabbet ederken uc saatin nasil gectigini anlamadan Paris’e indik. Daha ilk durakta yuzler yabancilasmaya basladi bile. Terminaller arasindan gecerken aman kaybetmeyelim birilerini diye durmadan birbirimizi saymalar… Artik asil yolculuk basliyor; Amerikaya gidecek buyuk ucaktayiz ve hepimiz dagildik. Kalkip gezmek yok bunda. Neyseki onumuzdeki ekranlar yeterince eglenceli; film, muzik, oyun ne ararsan var. Ucakta dagitilan yemekler malesef cok da ic acici gorunmuyorlardi neyseki acligi sorun eden bir insan degilmisim. Ortalama 9 saatlik duraksiz bir ucustan sonra nihayet Amerika topraklarina inis anonsu yapildi. Inisten sonra filmlerdeki gibi kaptan icin bir alkis koptu. Tam 9 saat boyu civilenmis oldugumuz koltuklardan kalkip kendimizi biran once disari atmak icin toparlanmaya baslarken ucaktaki tum yolcularin ikinci bir emre kadar yerlerine oturmasi anons edildi. Neler oluyordu, bir dakika daha oturacak halim kalmamisti artik. Ucaga iki serif girdi ve hizla benim oturdugum sirada bir kac koltuk arkadaki yolcuya yoneldiler ve adama kelepceyi takip goturduler. Artik serbesttik. Bizi karsilamaya minibus tarzinda uc araba gelmisti. Birine valizler dolduruldu diger ikisine de balik iskifi seklinde bizler dolustuk. Iyi hos da simdi nereye gidecektik. Amerikaya Hosgeldiniz. Ilk durak buyuk bir cafeterya oldu. Bizler yemek yerken bizi karsilayanlar bizim icin en azindan 1 – 2 gece gecirebilecegimiz uygun bir otel ayarlamaya calisiyorlardi. Sehirde agir igrenc bir koku vardi, garip tas binalar, ilginc tabelalar, Polisler, taksiler zenci insanlar, cinliler… Aman Allahim sanki 3 boyutlu bir Amerikan filminin icindeydim. Nerden geldim ben buraya aklimdan zorum mu vardi benim. Ev yok, tanidik yok herkes ve hersey oylesine yabanci ki kendimi savunmasiz yapayalniz kalmis bir sokak kedisi gibi hissettim L o gun hic yemek yemedim. Nihayet uygun bir otel bulunmustu. Otel de odalarda ikiser kisi kalinacakti. Dakika bir gol bir; daha ilk geceden iki arkadasin kapisina sarhos bir zenci dayanmisti bile. Sabah konusurken cok gulduk ama aslinda aglanacak halimizdi. Etrafi kesfe ciktik 23 kisilik bir suru halinde J Oyle igrenc bir hiski. Ingilizcesi biraz iyi olan arkadaslar etraftaki insanlarla konusup cevre hakkinda bilgi edinmeye calisiyorlar ama malesef kimse dilimizi anlamiyor. Aylarca sonra ogrenecektik neden bizi anlamadiklarini. Ingilizceyi ne kadar iyi bilirsen bil bir onemi yok; kilit nokta vurguda sakli J Sevgili Atesemizin Upenn ELP ile is birligi icine girip bizi dusunerek (ama kucuk bir ayrintiyi atlayarak, nasil odeyecegimizi hesaba katmadan) bizim icin ayarlamis oldugu Sheraton Hotel ile konusmaya gittik. Bazilarimizin odalari hazirdi ama hepimizinki degil. ELP Direktoru ile konusup bu hotelde bize ayrilan yerleri iptal ettirmeye gittigimizde ise Amerikanin gercek yuzu ile ilk kez karsilasmis olduk. Hotelde kalmazsak okula baslayamazmisiz, anlasma anlasmaymis. Gerisi onlari ilgilendirmiyor hakli olarak. 2 aylik pesin olarak MEB tarafindan odenen 2200 dolarlik harcligimizin 1800 dolarini 7 hafta kalmak uzere Sheraton’ a bayildik istemesek de aglasak da.<br />
Emel Gencer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiseyir.com/2009/07/05/meb-bursu-ile-abd%e2%80%99ye-ilk-adim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEB Bursu mu dediniz? O da ne?</title>
		<link>http://www.bilgiseyir.com/2009/03/13/meb-bursu-mu-dediniz-o-da-ne/</link>
		<comments>http://www.bilgiseyir.com/2009/03/13/meb-bursu-mu-dediniz-o-da-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2009 09:29:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emelgencer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt Dışında Yüksek Lisans]]></category>
		<category><![CDATA[meb bursu ile yüksek lisans]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitiim bursu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgiseyir.com/?p=594</guid>
		<description><![CDATA[Amerika&#8217;ya dil eğitimi için gelmek, evet hayalimdi. Yüksek lisans ve doktora evet bu da hayalimdi. Ama daha yeni mezun olmuştum ve bu hayallerimin gerçekleştirmek için biraz zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. Oysa onların bekleyecek hiç zamanı ve sabrı yokmuş. Daha çiçeği burnunda bir mezundum. İnternette kariyer sitelerinde iş başvuruları yaparken msn de bir arkadaşıma verdiğim selamın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika&#8217;ya dil eğitimi için gelmek, evet hayalimdi. Yüksek lisans ve doktora evet bu da hayalimdi. Ama daha yeni mezun olmuştum ve bu hayallerimin gerçekleştirmek için biraz zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. Oysa onların bekleyecek hiç zamanı ve sabrı yokmuş. Daha çiçeği burnunda bir mezundum. İnternette kariyer sitelerinde iş başvuruları yaparken msn de bir arkadaşıma verdiğim selamın hayatimi değiştireceğini nereden bilebilirdim ki o anda. Sevgili dostum Murat (bu sitenin kurucularından) sana binlerce teşekkür ederim bu dostluğun için. Evet, Murat bana bir link yolladı ve başvurmamı söyledi. Link Yurt Dışında master ve doktora eğitimini destekleyen MEB bursu başvurusuna yönlendiriyordu beni. Düşünmeden başvuru formunu doldurmaya başladım. Annem ve babam sofrada beni bekliyorlar ve beni yemeğe çağırıyorlardı. Gülerek yanıtladım onları, “durun bir dakika, ben Amerika’ya gidiyorum..” <span id="more-594"></span>O an bana saka gibi geliyordu. Başvuruların son günü içerisinde tamamen tesadüf eseri, ciddiye alınmadan yapılan bir başvuru… <em><strong>LES (Günümüzde ALES olarak değişti) puan sınırı, GPA not sınırı, yaş sınırı…</strong></em> Bütün şartlar tamam, kaybedecek ne var ki? Yanlış anlamayın, başvururken ciddiye almayışımın sebebi sanırım kendime güvenmeyişimdendi; istemediğimden ya da küçümsediğimden değil. Belki de inanması çok güçtü böyle bir şeye. (Şuanda birçoğunuzun bu yazıyı okurken gülümsediğine, bütün bunların kendi adına ne derece imkânsız olduğunu düşündüğüne eminim; Bende simdi buradan sizlere gülümsüyorum. Sanırım anladınız ne demek istediğimi?) Başvurudan sonra bir hafta içerisinde gerekli belgeleri MEB Yüksek Öğrenim Kuruluna yolladım. Nedir bu belgeler? Hatırladığım kadarıyla; <em><strong>noter tasdikli nüfus cüzdanı fotokopisi, noter tasdikli diploma fotokopisi, transkript belgesi, referans mektupları, sınav sonuç belgesi, online başvuru sırasında yaptığımız tercihleri gösteren onaylı belgenin çıktısı ve bankaya yatirilan harcin dekontu</strong></em>. İste hepsi bu kadar, sonrası mülakat gününü beklemek. Ankara’da bir ilköğretim okulunda mülakata girdik. Bu mülakat bizim döneme özel kaldı  Mülakattan hemen sonra otobüse atlayıp İstanbul’a amcaların yanına bir haftalık gezmeye gittim. Hem eğlenecek hem is başvurusu yapacaktım. Laf aramızda burs konusuna hala inandıramıyorum ya kendimi. İstanbul da o bir hafta içerisinde buyuk bir gelisme oldu; Bileşim AS ye yapmış olduğum başvuru için ertesi gün aradılar ve mülakat olumlu geçince beni hemen kadrolu olarak ise başlattılar  Boylece bir haftalık tatile diye elimde sadece bir sırt çantası ile geldiğim İstanbul da kalakaldım  Tabi yoğun bir düzen kurma telaşı. Tatlı bir telaştı doğrusu ve bu telaş içerisinde arada bir kontrol ettiğim burs sonuçlarının yayını tamamen kaldırıldı. Sebep YOK ve MEB in davalık oluşu. Zaten bana şaka gibi gelen bu macera benim için böylece bitmişti; ben öyle zannediyormuşum. İstanbul’a alışma telaşı içerisinde zamanla bir bursa başvurduğumu bile unutmuşum. Artık kendimi İstanbullu görmeye başlamıştım. İş arkadaşlarımla kaynaşmıştım. Hem yöneticilerim hem mesai arkadaşlarım öyle şeker insanlardı ki gerçekten çok şanslıydım. 3 ay bu şekilde geçti. Bir gün işe biraz erken gittim ve ofiste henüz kimse olmadığı için genelde öğle tatilinde kontrol ettiğim e-mailimi o gün sabah kontrol ettim. MEB den bir e-mail gelmiş. O an aklıma ilk su soru geldi; MEB in benimle ne ilgisi olabilir ki? E-maili açtığımda bursu kazandığım haberiyle şok oldum. Ben sevinç çığlıkları atarken çalışma arkadaşım içeri girdi. “Ne o kız ne bu sevinç?” Benden cevap gecikmedi tabi, “Amerika’ya gidiyorum bursu kazanmışım.” Arkadaşım gayet kendinden emin bir tavırla “o kadar çalışmanın sonucu budur iste, yedin sonunda kafayı kaybettik seni” dedi, gülümseyerek. E-maili gördüğünde ise donup kaldı. O arada ben gülmeye devam ediyorum tabi ve yöneticim Ahmet Bey (biricik Ahmet abimiz) içeri girdi ve “ne o kız ne bu neşeni Allah bozmasın.” Benden yine ayni cevap, “Ahmet abi Amerika’ya gidiyorum, bursu kazandım.” Ahmet abiden de ilk tepki ayniydi; “desene kaybettik seni, o kadar dedim gömülme şu programlara, bak tırlattın sonunda ne dediğini bilmiyorsun?” Gülümseyen bir tavırla bunu söylerken e-maili okudu ve ayni şaşkın ifade. İşte tepkiler ortada Amerika’da master ve doktoraya gitmek gerçekten bu kadar zor ve inanması güç mü ki ben bile kendime inanamadım en başından beri. Babamı ve amcalarımı aradım ve müjdeyi verdim. Aradığımda işten gelmiş ve yatmaya hazırlanan babacım, onca yorgunluğuna rağmen haberden sonra uyuyamamış. Haberi de verdikten sonar sıra yapılacak işlemleri incelemeye geldi. <em><strong>Hastaneden, ülkenin her bölgesinde çalışabileceğime hiç bir mani olmadığını gösteren bir heyet raporu (dönüşte ki mecburi hizmet için), üç tane kefilin noter huzurunda imzaladığı kefaletnameler ve doldurulması gereken diğer forumlar ile birlikte bursu kabul ettiğimi bildiren bir dilekçe. </strong></em>Hepsi güzel hoş ama bu belgelerin o gün MEB in elinde olması gerekiyormuş aksi takdirde bursum yanacak. Bunu öğrenince bir telaş aldı beni MEB i arıyorum ancak kimseye ulaşamıyorum. O arada cep telefonum çaldı. Hiç bilmediğim bir numara arıyordu. Ankara’dan Nuray hanim; MEB den aradığını ve belgelerimin ellerine ulaşmadığını bana haber veriyordu. Allah’ım bu bir mucize miydi? Kendisine durumu açıklayınca bana dilekçeyi hemen fakslamamı diğer belgeleri de bir hafta içerisinde yollayabileceğimi söyledi. O gün is yerimden izin verdiler, hemen hastaneye gidip raporu aldım. Bütün gün ayaklarım yere basmadı. Gerçekten sanki iki kanat takmış uçuyordum. Amerika’ya gidiyordum. Sokakta insanlar bambaşka görünüyordu gözüme, sanki herkes benim mutluluğumu paylaşıyordu, beni tebrik eden gözlerle bakıyorlardı. O gün aksam kendi evime değil amcamlara gittim. Aksam amcamla beraber her şeyi tek tek inceleyip soruşturduk. Bende mutluluğun yerini tarifi belirsiz bir düşünce ve korku almaya başlamıştı. <em><strong>65000 dolara imza atılıyordu</strong></em>, ya başaramazsam. Tamam, babamın şimdiye kadar ki birikimleri vardı, ödeyebilirdi ama benim buna hakkim var mı; o birikim sadece benim için değildi ki ayni zamanda kardeşlerim içindi. Ertesi gün evime geçerken dolmuşta için için ağladım. O an karşımda oturan teyze bana bakıyordu. Kızım neyin var diye derdime çare aramak istese, “Teyzecim Amerika’ya gidiyorum burs kazandım, ondan ağlıyorum dediğimde” teyzenin gözünde direk deli damgasını yerdim her halde <img src='http://www.bilgiseyir.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Eve ulaştığımda kesin kararımı vermiştim. Amerika’ya gitmiyorum. Binde bir ihtimal de olsa başaramama riskim var ve kardeşlerimin geleceğini bu riske atamazdım. Babamı aradığımda gitmek yada kalmak, ne karar verirsem vereyim her zaman arkamda olduğunu söyledi. Ama aile meclisi çoktan benim hakkımda hükmü vermiş, bana sorulmaksızın gidiyor kararı alınmış amcalarım tarafından. Sonrası malum gerekli formaliteleri yerine getir, istifanı ver ailenin yanına dön ve yurt dışı hazırlıklarına basla. Yurt dışı hazırlığı tam bir koşuşturmayla geçti. Okuldan <em><strong>transcript belgesi çıkarttır diplomayı, okul derecesi belgelerini İngilizceye çevirtip çoğalttır, onaylat, referans mektuplarını al. MEB den uçak biletini ilk iki aylık bursunu al</strong></em>. Diğer taraftan gideceğin yerdeki insanlarla iletişime geçmeye çalış. Pasaport vize işlemlerini hallet. Bana hayırlı olsuna gelen es dost benden daha heyecanlı görünüyorlardı. Ben koşuşturmadan heyecan ya da korku yaşamaya fırsat bulamıyordum ki <img src='http://www.bilgiseyir.com/wp-includes/images/smilies/icon_sad.gif' alt=':(' class='wp-smiley' />  Ve iste nihayet o gün gelip çatmıştı. Sanki okyanus aşırı, hiç bilmediği bir ortama gidiyor olan ben değildim. Hiçbir şey hissetmiyordum. Ya geride kalanlar? Onların ne hissettiğini bu yazı dizisinin ilkinde Gidenin Ardında Kalanlar baslığı altında okudunuz birinci ağızdan. Ek olarak, aile arasında geçen şu konusmalari paylasabilirim sizlerle: Annem bursu kazandigimi ilk duydugunda “benim kızım beni bırakıp hiç bir yere gitmez” der. Kardeşim yanıtlar, “anlaşılan sen onca senelik kızını tanıyamamışsın annecim ama ben ablamı çok iyi tanıyorum, o benim ablamsa bu burstan asla vazgeçmez, seni beni tınlamaz arkasına bile bakmadan gider.” Annem kardeşimi onaylar şekilde çaresizce, asıl içinden geçenleri döküverir sözcüklere, “ne isi varmış taa uzaklarda? Buldu isini kurdu düzenini iste; bir de es bulsun yaşasın hayatını.” İste bu nokta da babam karışır söze ve koyar son noktayı, “Sen buldun bir koca evlendin de ne oldu? Dokunma kızıma, büyük insan olacak o, gururumuz olacak.”<br />
Emel Gencer</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilgiseyir.com/2009/03/13/meb-bursu-mu-dediniz-o-da-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>55</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

